Şükrü TorosluToroslar ve Yayla Kültürü
Yayla Göçünün Sessiz Kahramanları: Toroslarda Katır ve Deve İzi
Torosların yayla yollarında yük taşıyan katırlar ve develer, sadece hayvan değil; göçün belleğini sırtında taşıyan canlı birer kültür mirasıdır.
Torosların eteklerinde, Antalya’nın Serik ilçesinden başlayıp Konya’nın Bozkır yaylalarına uzanan patikalar, aslında yüzlerce yıllık bir medeniyetin izlerini taşır. Her bahar, kar suları çekilirken başlayan yayla göçü, bugün motorlu araçlarla yapılsa da, bu coğrafyanın asıl kahramanları hâlâ anızlarda, kervan yollarında, eski çeşmelerin başında hatırlanır: katırlar ve develer. Ben her göç mevsiminde, bu hayvanların ayak izlerinde bir hikâye ararım; çünkü onlar sadece yük taşımaz, bir yaşam biçiminin en sadık tanıklarıdır.
Modern çağın asfalt yolları, yayla yollarını daralttı; ama Toros köylüsünün hafızasında hâlâ o eski kervanların çıngırak sesleri yankılanır. Mersin’in Çamlıyayla ilçesinden başlayıp Niğde’nin Maden köyüne uzanan güzergâh, eskiden katır kervanlarının en işlek hatlarından biriydi. O yıllarda göç, iki hafta sürer, her durakta ateş yakılır, çay demlenir, gece gökyüzünde yıldızlar sayılırdı. Bugün o durakların çoğu terk edilmiş, ama toprak hâlâ o ayak seslerini saklar.
Katır: Toros’un Sabırlı Taşıyıcısı
Katır, at ile eşeğin melezi olmasına rağmen, Toroslarda ayrı bir karaktere bürünmüştür. Onun yürüyüşü, dik yamaçlarda insana güven verir; sırtındaki yük ne kadar ağır olursa olsun, adımlarını şaşırmaz. Benim çocukluğumda, Adana’nın Pozantı ilçesindeki yaylalara göç eden aileler, katırın bu sadakatine öyle güvenirdi ki, en değerli eşyalarını, hatta beşikleri bile ona emanet ederdi. Katır, sadece yük taşımaz; aynı zamanda ailenin bir ferdi gibi sevilir, isim verilir, kışın ahırda en iyi saman ona verilirdi.
Katırın bu kadar değerli olmasının bir nedeni de dayanıklılığıdır. At kadar hızlı, eşek kadar sabırlıdır; soğuğa, sıcağa, açlığa karşı inanılmaz dirençlidir. Toros’un kayalık yollarında, çamurlu dere yataklarında, sisli geçitlerde katır, rehber gibi önünü görür. Eski göç yollarındaki katır izleri, bugün hâlâ sürülebilir; çünkü onların tırnakları, toprağa öyle bir şekil verir ki, yıllar sonra bile o izler kaybolmaz. Bu izler, aslında bir halkın göç belleğinin haritasıdır.
Deve: Kervanların Asil Efendisi
Deve denince akla çöl gelir; ama Toroslarda deve, bambaşka bir anlam taşır. Özellikle 19. yüzyılda, İçel ve Antalya arasındaki ticaret yollarında deve kervanları adeta birer demiryolu gibi işlerdi. Develer, katırların çıkamadığı uzun mesafeleri aşar, yüksek yaylalara tuz, çay, şeker; ovalara ise peynir, yağ ve yün taşırdı. Benim araştırmalarıma göre, o dönemde bir deve kervanı, elli hayvandan oluşur ve her deve yaklaşık iki yüz elli kilo yük taşırdı. Bu rakam, bugün bile hayranlık uyandırıcıdır.
Develerin asaleti, sadece gücünden gelmez; onların duruşu, bakışı, başını dik tutuşu, kervanın önünde yürüyüşü, adeta bir töreni andırır. Yaylalarda develer için özel çanlar yapılır, bu çanların sesi, göçün habercisi olurdu. Bugün o çanların sesi kayboldu; ama Toros köylerinde hâlâ deve dişi, deve kılı, hatta deve sidiği gibi geleneksel ilaçlar ve eşyalar kullanılır. Deve, sadece bir yük hayvanı değil; aynı zamanda bir kültürün simgesi, bir yaşam felsefesinin taşıyıcısıdır.
Göç Yollarında Kaybolan Duraklar
Yayla göçü, sadece hayvanlardan ibaret değildir; o yollar üzerinde kurulan geçici duraklar, çeşmeler, yayla evleri, göçün ritüellerini yaşatırdı. Torosların en bilinen duraklarından biri, Antalya’nın Akseki ilçesi yakınlarındaki Sarıhacılar Yaylası’dır. Burada, göç sırasında konaklayan aileler, birbirlerine yardım eder, yemeklerini paylaşır, türküler söylerdi. O durakların bazıları bugün hâlâ ayakta, ama terk edilmiş; bazıları ise asfalt yolların altında kalmış. Ben her gittiğimde, o taş yığınlarının arasında eski bir yaşamın izlerini ararım.
Bu durakların en önemli özelliği, su kaynaklarının yanında kurulmuş olmalarıdır. Torosların soğuk suları, göçün can damarıdır; her durakta bir çeşme, bir kuyu, bir gölet vardır. Bugün o çeşmelerin çoğu kurumuş, ama bazıları hâlâ akmaktadır. Örneğin, Mersin’in Arslanköy Yaylası’ndaki tarihi çeşme, hâlâ göç yollarının tanığıdır. Bu çeşmeler, sadece su değil; aynı zamanda birer buluşma noktası, haberleşme merkezi, hatta birer aşk hikâyesinin mekânıdır.
Günümüzde Yayla Göçü ve Geleceği
Bugün yayla göçü, motorlu araçlarla yapılıyor; katır ve deve yerine kamyonetler, traktörler geçiyor Toros yollarından. Bu değişim, elbette hayatı kolaylaştırdı; ama bir o kadar da kültürel zenginliği törpüledi. Genç nesiller, katırın sırtında geçen o eski göçleri ancak büyüklerinin anlattığı hikâyelerden biliyor. Buna rağmen, bazı köylerde bu geleneği yaşatma çabaları sürüyor; örneğin, Konya’nın Hadim ilçesinde her yıl düzenlenen yayla şenliklerinde, katırlarla sembolik göçler canlandırılıyor.
Bu canlandırmalar, sadece nostalji değil; aynı zamanda bir gelecek tasarımıdır. Çünkü katır ve deve, sadece geçmişin hayvanları değil; doğayla uyumlu, sürdürülebilir bir yaşamın da simgeleridir. Torosların ekoturizm potansiyeli düşünüldüğünde, bu hayvanlarla yapılacak küçük göç turları, hem kültürel mirası yaşatır hem de yerel ekonomiye katkı sağlar. Ben bu fikri savunurum; çünkü bir yaylalı olarak biliyorum ki, Toros’un ruhu, o hayvanların ayak izlerinde saklıdır.
Sonuç olarak, katır ve deve, Torosların yayla kültürünün vazgeçilmez unsurlarıdır. Onlar, sadece yük taşımadı; bir halkın göç hikâyesini, dayanıklılığını, misafirperverliğini ve doğayla kurduğu derin bağı da taşıdı. Bugün o hayvanların sayısı azalsa da, onların izleri hâlâ Toros’un bağrında duruyor. Belki bir gün, o eski kervan yolları yeniden canlanır; belki bir katır, bir devenin peşinden yaylaya çıkar. İşte o gün, Torosların gerçek sesini duyacağız; o ses, çıngırak seslerinde, tırnak izlerinde ve çeşmelerin şırıltısında yankılanacaktır.


