Elçin PortakalcıAkdeniz Mutfağı
Antakya'nın Bahar Sofrası: Ekşili Aş ve Payas'ın Unutulmaz Lezzeti
Antakya mutfağının incisi ekşili aştan Payas'ın zeytinyağlılarına, Akdeniz'in bereketli topraklarının sofralara yansıyan zenginliğini keşfedin.
Akdeniz'in sıcak güneşi, bereketli toprakları ve tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış şehirleri, mutfağına da aynı zenginliği yansıtır. Adana'nın kebapçılarından Mersin'in tantuni ustalarına, Antalya'nın piyazcılarından Hatay'ın baharat çarşısına kadar uzanan bu coğrafya, her köşesinde farklı bir lezzet hikâyesi barındırır. Bugün sizleri, bu hikâyelerin en özel sayfalarından birine, Antakya'nın kadim bir lezzeti olan ekşili aşın ve Payas'ın zeytinyağlılarının dünyasına götürmek istiyorum.
Ekşili aş, adını duyduğumda gözümde canlanan ilk şey, Antakya'nın dar sokaklarındaki evlerin pencerelerinden süzülen o mis gibi limon ve nane kokusudur. Bu yemek, sadece bir tarif değil; aynı zamanda bölgenin bereketini, emeğini ve misafirperverliğini simgeleyen bir kültür hazinesidir. Hazırlanışındaki incelik, kullanılan malzemelerin tazeliği ve sunumundaki özen, onu sıradan bir çorba olmaktan çıkarıp bir sanat eserine dönüştürür.
Ekşili Aşın Sırrı: Tazelik ve Sabır
Ekşili aşın temelini, Antakya'nın verimli ovalarında yetişen taze fasulye, kabak, patlıcan, nohut ve et oluşturur. Ancak asıl sırrı, bu malzemelerin mükemmel uyumunda ve kullanılan ekşinin kalitesinde gizlidir. Antakya mutfağının vazgeçilmezi olan ekşi nar, bu yemeğe eşsiz bir aroma katar. Mevsiminde sıkılan nar suları, güneşte veya kaynatılarak kıvamlaştırılır ve yıl boyunca bu enfes lezzeti sofralara taşır. Ekşili aş yapılırken bu ekşinin dengeli miktarı, yemeğin karakterini belirler; fazlası acıtır, azı ise lezzetini gölgeler.
Yemeğin hazırlanışı da bir o kadar özen ister. Sebzeler iri iri doğranır, etle birlikte önce kısık ateşte suyunu salıp çekene kadar pişirilir. Ardından nohut ve sıcak su eklenir. Son aşamada ise ekşi, tuz ve bolca sarımsakla harmanlanmış yoğurt, yavaş yavaş karıştırılarak tencereye ilave edilir. Bu aşamada sabır çok önemlidir; yoğurdun kesilmemesi için sürekli karıştırmak ve kısık ateşte pişirmeye devam etmek gerekir. Servis edilmeden önce üzerine kızdırılmış tereyağında yakılan nane dökülür. Bu işlem, yemeğe hem görsel hem de lezzet olarak son dokunuşu yapar.
Payas ve Zeytinyağlıların Dansı
Antakya'nın lezzet haritasında ekşili aşın yeri ayrıysa, Payas'ın zeytinyağlıları da bir o kadar kıymetlidir. Payas, Hatay'ın İskenderun ilçesine bağlı, tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü bir sahil beldesidir. Burada yetişen zeytinlerden elde edilen zeytinyağı, bölge mutfağının temel taşıdır. Payas'ın zeytinyağlıları, taze sebzelerin, enginarın, börülcenin ve yabani otların en sade ve en lezzetli haliyle buluşmasıdır. Bu yemeklerde amaç, malzemenin kendi tadını ön plana çıkarmaktır; zeytinyağı ise bu tada eşlik eden en sadık dosttur.
Bir Payas kahvaltısında, zeytinyağlı enginarın yanında taze sıkılmış portakal suyu ve mis gibi kokan köy ekmeği bulunur. Öğle yemeklerinde ise zeytinyağlı taze fasulye ya da pazı sarması, limon sıkılarak afiyetle yenir. Bu yemeklerin en güzel yanı, hafiflikleri ve sağlıklı oluşlarıdır. Zeytinyağının kalbi dostluğu, damaklarda bıraktığı meyvemsi tat, Payas'ın güneşini ve denizini hatırlatır. Akdeniz diyetinin vazgeçilmezi olan bu lezzetler, aynı zamanda bölge insanının uzun ve sağlıklı yaşamının da sırlarından biridir.
Akdeniz Sofralarının Ortak Dili
Ekşili aş ve Payas'ın zeytinyağlıları, Akdeniz sofralarının ortak dilini konuşur. Bu dilde tazelik, mevsimsellik ve paylaşım esastır. Yazın sıcağında hafif bir zeytinyağlı, kışın soğuğunda ise iç ısıtan bir çorba, bu coğrafyanın insanına şifa olur. Bu sofralar, sadece karın doyurmaz; aynı zamanda komşuluk bağlarını güçlendirir, bayramları şenlendirir, misafirleri en güzel şekilde ağırlar. Bir Antakya evinde ikram edilen ekşili aşın yanında, Payas'tan getirilmiş zeytinyağıyla yapılmış bir salata, sofranın bereketini artırır.
Akdeniz mutfağı, birbirinden farklı gibi görünen ama aslında aynı felsefeyi taşıyan binlerce çeşidiyle bir mozaiktir. Bu mozaiğin her bir parçası, o toprakların hikâyesini anlatır. Adana'nın acısı, Mersin'in tantunisindeki lezzet sırrı, Antalya'nın piyazındaki sumak, Hatay'ın baharat kokan çarşısı... Hepsi bu toprakların zenginliğinin birer yansımasıdır. Bizler de bu zenginliği yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmakla yükümlüyüz.
Geleceğe Aktarılan Miras
Bu eşsiz lezzetlerin geleceğe taşınması, sadece tariflerin ezberlenmesiyle değil, aynı zamanda bu kültürün yaşatılmasıyla mümkündür. Genç nesillerin anneannelerinden, babaannelerinden öğrendiği bu tarifler, onların ellerinde yeniden hayat bulur. Ancak hızlı yaşam temposu ve hazır gıdaya yönelim, bu mirası tehdit eden en büyük faktörlerdir. Bu nedenle, yerel pazarları desteklemek, mevsimlik sebzeleri tercih etmek ve geleneksel tarifleri öğrenmek büyük önem taşır.
Akdeniz'in bu kadim lezzetlerini yaşatmak, aynı zamanda bölgenin kültürel kimliğini korumak anlamına gelir. Ekşili aşın yapıldığı bir mutfak, sadece yemek pişirilen bir yer değil; aynı zamanda hikâyelerin anlatıldığı, geleneklerin aktarıldığı bir okuldur. Payas'ta bir zeytin ağacının gölgesinde kurulan sofra ise, doğayla iç içe olmanın ve bereketin sembolüdür. Bu değerleri bilmek ve yaşatmak, bizlere düşen en güzel görevlerden biridir.
Sofraların Bereketi, Gönüllerin Zenginliği
Sonuç olarak, Antakya'nın ekşili aşı ve Payas'ın zeytinyağlıları, Akdeniz mutfağının sadece birer yemeği değil, aynı zamanda kültürel birer mirasıdır. Bu lezzetler, bölge insanının sabrını, misafirperverliğini ve doğayla olan uyumunu yansıtır. Bir kaşık ekşili aşta, bir lokma zeytinyağlı yemeğinde binlerce yıllık bir geçmişin izlerini buluruz. Bu sofralar, sadece karnımızı doyurmaz; gönlümüzü de zenginleştirir. Bizler de bu bereketi yaşatarak, Akdeniz'in bu eşsiz mirasını geleceğe taşımalıyız. Unutmayalım ki, bir toplumun mutfağı, onun en samimi aynasıdır. Ve bu aynada gördüğümüz manzara, her zaman gurur vericidir.


