Akdeniz Bölgesi'nin Antik Çağ Tarihi: Kolonilerden Krallıklara
Görsel: Sibeaster / Wikimedia Commons, Public domain
Akdeniz Bölgesi, insanlık tarihinin en eski yerleşimlerine ev sahipliği yapmış; Hitit, Asur, Mısır ve Roma gibi büyük uygarlıkların izlerini taşıyan kadim bir coğrafyadır.
Akdeniz Bölgesi, Anadolu'nun en eski yerleşim alanlarından biridir. Araştırmacılar, bölgenin iskân tarihinin Orta Paleolitik döneme kadar uzandığını, hatta 2,5 milyon yıl öncesine dayanabileceğini belirtmektedir. Hatay'da 1954-1966 yılları arasında Altınözü, Şenköy, Antakya ve Çevlik'te yapılan araştırmalarda, M.Ö. 100000-40000 yılları arasına tarihlenen Orta Paleolitik dönem bulguları elde edilmiştir. Yayladağı-Kışlak civarında ve Çevlik-Kanal Mağarası'nda ise M.Ö. 40000-11000 yılları arasına tarihlenen Üst Paleolitik döneme ait araçlar ve Homo Sapiens Çevlikensis'ten kalma kemikler bulunmuştur. Bu mağaralarda insan yaşayışının Milattan sonraki yıllara kadar sürdüğü tahmin edilmektedir.
Amik Ovası'nda İlk Beylikler
Bölgede Cüdeyde, Hamam Vadisi, Çatalhöyük, Atçana ve Tainat gibi höyüklerde yapılan kazılarda, çanak-çömlek, kadın figürleri, ağırşak, boncuk, süs eşyaları, taş temel üzerine kerpiç duvarlı dörtgen planlı büyük evler, maden gereçler, orak, bıçak, taş mühür, iğne, delici, balta ve mızrak uçları gibi buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu buluntular, Hatay yöresinin Neolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağı boyunca yaygın ve hareketli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Amik Ovası yerleşimlerinde görülen saray mimarisi kalıntıları, Tunç Çağı'nda bu yerleşimlerin beylikler biçiminde örgütlendiğini ortaya koymuştur. Bu dönemde Amik Gölü'nün zaman zaman genişlediği, bazen kuruyup ova hâline geldiği ve Asi Nehri'nin yatak değiştirdiği de araştırmalarla belgelenmiştir.
İlk Tunç Çağı'nın sonunda Amik Ovası'ndaki beylikler, Mezopotamya'dan gelen Akadların egemenliği altına girmiş, ancak bu egemenlik kısa sürmüştür. Ardından kuzeyden gelen kavimlerin etkisiyle başlayan kargaşa dönemi M.Ö. 1800 yıllarına kadar devam etmiştir. M.Ö. 1800-1600 yılları arasında yöre, merkezi Halpa (Halep) olan Yamhad Krallığı'na bağlı bir beyliğin toprakları içinde yer almıştır. Başkenti Alalah (Atçana) olan bu beylik, iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Yamhad Krallığı'na bağlıydı. Bir ara Yamhad Krallığı'nın merkezi Atçana'ya taşınmış ve Kral Hammurabi, M.Ö. 1780-1750 dönemine tarihlenen, surlarla çevrili bir saray yaptırmıştır. Hammurabi'nin yerini, hakimiyeti M.Ö. 1686 yılına kadar süren Yarim-Lim almıştır.
Hititler ve Mısır Arasında Bir Coğrafya
Yarim-Lim döneminde Orta Anadolu'da ortaya çıkan Hitit Krallığı, güçlenip birliği sağladıktan sonra güneye yönelmiş ve Amik Ovası üzerinden Yamhad Krallığı'nın üzerine yürümüştür. M.Ö. 1620 yılında Hitit Kralı Hattuşil'in ölümüyle sefer sonuçlanmamış, ancak oğlu Murşil seferi yeniden düzenlemiştir. Murşil, Atçana ve çevresindeki yerleşim yerleri ile Halpa şehrini ele geçirip yakıp yıkmış, ardından Babil'i alarak çok sayıda esirle Hattuşaş'a dönmüştür. Antakya ve çevresi, Murşil'in ölümüne kadar Hitit egemenliği altında kalmıştır. Murşil'in ölümünden sonra yöredeki prenslikler Hitit egemenliğine baş kaldırmış, Prens İlim-İlimma'nın başında bulunduğu Atçana Beyliği ile bütün Suriye şehirleri M.Ö. 1490'larda Mısır egemenliğini kabul ederek Firavun Tutmasis III'e bağlanmıştır.
M.Ö. 15. yüzyıl ortalarında Yamhad Krallığı yeniden Hitit egemenliği altına girmiştir. II. Hattuşil döneminde Yamhad Krallığı ve diğer yöre devletleri bir süre bağımsız kalabilmiş, ancak I. Şuppiluliuma bu yöreleri tekrar zaptetmiştir. Şuppiluliuma'nın ikinci seferiyle bölgedeki Hitit egemenliği kesinleşmiş ve bu durum M.Ö. 13. yüzyıla kadar sürmüştür. 13. yüzyılda Kral Tukulti-Ninurta zamanında Asurlular Güneydoğu Anadolu'yu ele geçirmiştir. M.Ö. 1200'lü yıllarda Hitit devleti zayıflayınca, Güney Anadolu'da Fırat kıyıları ile Konya arasındaki bölgede etnik kökenleri, dilleri ve gelenekleri farklı çok sayıda devletçik ortaya çıkmıştır. Bu devletçikler uzun süre siyasi bir birlik kuramamış, ancak Amik Ovası ve çevresinde birleşme sağlanarak merkezi Kanula (Kırıkhan yakınlarındaki Çatalhöyük) olan Hattena Krallığı kurulmuştur.
Asur, Urartu ve Roma Egemenliği
M.Ö. 9. yüzyılda Kral Asur-Nasir-Apli yönetimindeki Asurlular, Kral Lubarna yönetimindeki Hattena ülkesine girerek Kanula'ya kadar ilerlemiştir. Daha sonra Kral II. Salmanassar döneminde Hattena ülkesi bütünüyle Asur denetimi altına girmiştir. Asurluların zayflayıp prensliklere bölünmesinden sonra geçici bir birlik oluşturan Hitit prenslikleri, kısa bir süre barış ve özgürlük içinde yaşamış, ancak bu kez Van yöresindeki Urartuların egemenliği altına girmişlerdir. M.Ö. 721-705 arasında hüküm süren Asur Kralı II. Sargos döneminde ise bu prenslikler birer Asur vilayeti hâline dönüştürülmüştür. Prensliklerin Batı Anadolu'daki Friglerden yardım istemesi üzerine Asurlular baskıyı artırmıştır.
Bölgenin antik çağdaki en parlak dönemlerinden biri, M.Ö. 300 yılında Selevkos I. Nikator tarafından Antiokheia adıyla kurulan Antakya ile başlamıştır. M.Ö. 64 yılında serbest şehir statüsüyle Roma İmparatorluğu'na katılan Antakya, imparatorluğun Suriye eyaletinin başkenti olmuştur. Hatay, İslam, Bizans, Haçlı ve Selçuklu dönemlerinde de önemli bir merkez olmayı sürdürmüştür. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi sırasında Osmanlı hâkimiyetine giren Hatay, dört asır boyunca Halep Vilayeti Merkez Sancağı'na bağlı bir kaza merkezi olarak yönetilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında bir dönem Fransız işgalinde kalan Hatay, 7 Temmuz 1939'da Anavatan'a katılmıştır.
Akdeniz Bölgesi'nin bu kadim tarihi, yalnızca siyasi egemenliklerin değil, aynı zamanda kültürel etkileşimlerin de izlerini taşır. Paleolitik dönemden Roma'ya, beyliklerden büyük imparatorluklara uzanan bu zengin geçmiş, bölgenin her köşesinde keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibidir. Bugün Amik Ovası'nın höyükleri, Antakya'nın sokakları ve Toroslar'ın etekleri, binlerce yıllık bu hikâyenin sessiz tanıklarıdır.
Kaynak: hatay.ktb.gov.tr, hatay.ktb.gov.tr, mersin.ktb.gov.tr
Görsel: Sibeaster, Wikimedia Commons, Public domain
THA - TürkAta Haber Ajansı